Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

6 Nisan 2012 Cuma

PUDİNGLİ KURABİYE

KISSA'DAN HİSSE
Sultan Murat Han o gün bir hoş"tur. Telaşeli görünür. Sanki bir şeyler söylemek ister sonra vazgeçer.
Neşeli deseniz değil, üzüntülü deseniz hiç değil. Veziriazam Siyavuş Paşa sorar:
- Hayrola efendim, canınızı sıkan bir şey mi var?
— Akşam garip bir rüya gördüm.
- Hayırdır inşallah?..
— Hayır, mı şer mi öğreneceğiz.
— Nasıl yani?
— Hazırlan, dışarı çıkıyoruz.
Ve iki molla kılığında çıkarlar yola. Görünen o ki, padişah hâlâ gördüğü rüyanın tesirindedir ve gideceği yeri iyi bilir. Seri, kararlı adımlarla Beyazıt'a çıkar, döner Vefa'ya, Zeyrek'ten aşağılara sallanır. Unkapanı civarında soluklanır. Etrafına daha bir dikkatle bakınır. İşte tam o sırada yerde yatan bir ceset gözlerine batar, sorarlar;
-- Kimdir bu?
Ahali: - Aman hocam hiç bulaşma, derler.
Ayyaşın meyhusun biri işte!..
— Nerden biliyorsunuz?
— Müsaade et de bilelim yani. Kırk yıllık komşumuz... Bir başkası tafsilata girer;
- Biliyor musunuz, der. Aslında iyi sanatkârdır. Azaplar çarşısında çalışır. Nalının hasını yapar... Ancak kazandıklarını içkiye, fuhuşa harcar. Hem şişe şişe şarap taşır evine, hem de nerde namlı mimli kadın varsa takar peşine.. Hele yaşlının biri çok öfkelidir.
— isterseniz komşulara sorun, der. Sorun bakalım onu bir cemaatte gören olmuş mu?.. Hâsılı, mahalleli döner ardını gider. Bizim tedbirli kıyafet mollalar kalırlar mı ortada!.. Tam vezir de toparlanıyordur ki, padişah keser yolunu :
-- Nereye?
— Bilmem, bu adamdan uzak durmayı yeğlersiniz sanırım.
— Millet bu, çeker gider. Kimseye bir şey diyemem... Ama biz gidemeyiz, şöyle veya böyle tabamızdır. Defini tamamlamak gerek.
— İyi ya, saraydan birkaç hoca yollar, kurtuluruz vebalden.
— Olmaz, rüyadaki hikmeti çözemedik daha.
— Peki, ne yapmamı emir buyurursunuz?
— Mollalığa devam... Naaşı kaldırmalıyız en azından.
— Aman efendim, nasıl kaldırırız?
— Basbayağı kaldırırız işte.
— Yapmayın, etmeyin sultanım, bunun yıkanması, paklanması var. Tekfini, telkini...
— Merak etme ben beceririm.
Ama önce bir gasil hane bulmalıyız.
— Şurada bir mahalle mescidi var ama...
— Olmaz, vefat eden sen olsaydın nereden kalkmak isterdin?
— Ne bileyim, Ayasofya'dan, Süleymaniye'den, en azından Fatih Camii'nden...
— Ayasofya ile Süleymaniye'de devlet erkânı çoktur. Tanınmak istemem. Ama Fatih Camii'ni iyi dedin. Hadi yüklenelim... Ve gelirler camiye. Vezir sağa sola koşturur, kefen tabut bulur. Padişah bakır kazanları vurur ocağa... Usulü erkânınca bir güzel yıkarlar ki, naaş; ayan beyan güzelleşir sanki. Bir nurdur, aydınlanır alnında. Yüzü sakilere benzemez. Hem manalı bir tebessüm okunur dudaklarında. Padişahın kanı ısınmıştır bu adama, vezirin de keza... Meçhul nalıncıyı kefenler, tabutlar, musalla taşına yatırırlar. Ama namaz vaktine bir hayli vardır daha... Bir ara vezir sıkıntılı sıkıntılı yaklaşır.
— Sultanım, der. Yanlış yapıyoruz galiba...
-- Nasıl yani?..
— Heyecana kapıldık, sorup soruşturmadan buraya getirdik cenazeyi. Kim bilir belki hanımı vardır, belki yetimleri?..
— Doğru, öyle ya, neyse... Sen başını bekle, ben mahalleyi dolanıp geleyim. Vezir, cüzüne, tespihine döner, padişah garip maceranın başladığı noktaya koşar. Nitekim sorar soruşturur. Nalıncının evini bulur. Kapıyı yaşlı bir kadın açar. Hadiseyi metanetle dinler. Sanki bu vefatı bekler gibidir.
— Hakkını helal et evladım, der. Belli ki çok yorulmuşsun. Sonra eşiğe çöker, ellerini yumruk yapar, şakaklarına dayar... Ağlar mı? Hayır. Ama gözleri kısılır, hatıralara dalar belki. Neden sonra silkinip çıkar hayal dünyasından...
— Biliyor musun oğlum? Diye dertli dertli söylenir... Bizim efendi bir âlemdi, vesselam... Akşamlara kadar nalın yapar... Ama birinin elinde şarap şişesi görmesin; elindekini avucundakini verir satın alırdı. Sonra getirip dökerdi helaya!..
— Niye?
— Ümmeti Muhammed içmesin diye...
— Hayret...
— Sonra, malum kadınların ücretlerini öder eve getirirdi. Ben sizin zamanınızı satın aldım mı? Aldım, derdi. Öyleyse şimdi dinlemeniz gerek... O çeker gider, ben menkıbeler anlatırdım onlara... Mızraklı ilmihal. Hücceti İslam okurdum...
— Bak sen! Millet ne sanıyor hâlbuki...
— Milletin ne sandığı umurunda değildi. Hoş, o hep uzak mescitlere giderdi. Öyle bir imamın arkasında durmalı ki, derdi. Tekbir alırken Kâbe’yi görmeli...
— Öyle imam kaç tane kaldı şimdi?
— işte bu yüzden Nişancıya, Sofulara uzanırdı ya... Hatta bir gün; Bakasın efendi, dedim. Sen böyle böyle yapıyorsun ama komşular kötü belleyecek. İnan cenazen kalacak ortada...
-- Doğru, öyle ya?..
— Kimseye zahmetim olmasın deyip, mezarını kendi kazdı bahçeye. Ama ben üsteledim. iş mezarla bitiyor mu, dedim. Seni kim yıkasın, kim kaldırsın?
— Peki, o ne dedi?
— Önce uzun uzun güldü, sonra;
- Allah büyüktür hatun, dedi. Hem padişahın işi ne?
ALINTIDIR.
PUDİNGLİ KURABİYE
Malzemeler:
Hamuru İçin Malzemeler:
1 paket margarin (250 gr)
1 su bardağı yoğurt
1 paket kabartma tozu
Aldığı kadar un

Pudingi İçin Malzemeler:
2 su bardağı süt
3 yemek kaşığı şeker
2 yemek kaşığı un
1 yemek kaşığı kakao
1 paket vanilya

Üzeri İçin Malzemeler:
Pudra şekeri

Yapılışı:

Pudingi yapacağımız tencere içine unu, şekeri ve kakaoyu koyalım ve iyice karıştıralım. Üzerine sütü ilave edelim ( Tüm sütlü tatlılarda şekerle unu karıştırarak bu işlemi yaparsanız topaklanma riskini ortadan kaldırırsınız.) ve kısık ateşte puding kıvamınından daha koyu bir kıvam oluncaya kadar karıştırarak pişirelim. Piştiğinde vanilyayı ekleyelim, iyice karıştıralım soğumaya bırakalım.
Kurabiyenin hamuru için bütün malzemeleri bir kabın içinde yoğuralım. Yumuşak bir hamur haline getirelim. Daha sonra ceviz büyüklüğünde parçalar koparalım, elimizde düzleştirelim. İçine soğuttuğunuz pudingten bir parça koyduktan sonra üzerini kapatalım. (Elmalı kurabiye veya peynirli poğaça yaptığımız gibi) Hamurun birleşme kısmı tepsiye gelecek şekilde dizelim. Kurabiyelerimizi 175oC sıcaklıkta pişirelim. Kurabiyelerimizin üzerini pudra şekeri ile süsleyelim ve servis yapalım.

NOT: Un ve kabartma tozunu bir kapta karıştırın. Sonra bu karışımı kabınıza elekten geçirerek ilave edin. Un ile yapılan tüm tariflerde un ile beraber elekten geçebilecek tüm kuru malzemeleri elekten geçirmenizi tavsiye ederim. Çünkü homojen bir dağılım sağlanıyor ve daha iyi kabarıyor.
                                                         AFİYET OLSUN.

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder