Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

3 Nisan 2012 Salı

JAPONLAR NEDEN BAŞARILI BİLİYOR MUSUNUZ?

JAPONLAR VE ŞOK EĞİTİMİ
Japon uzmanlar anlatıyor:
"Biz gençlerimize ilk mektebe başlamadan önce "şok testler" uygularız. Mesela uçak gibi hızlı giden trenlerimize bindirir, bir tur attırırız. Çok katlı yollardan da geçen tren onları şöyle bir sarsar. Mini mini çocuklarımız teknolojinin bu baş döndürücü neticesini görerek şok olurlar.
Sonra Hiroşima'ya götürürüz onları. Bölgeyi aynen koruyoruz. Bombalanmış bu bölge hakkında bilgilendirir; değil insan, hayvan ve bitkinin bile yaşamadığını gösteririz. Ve deriz ki: "Eğer sizler çalışmaz, sizden öncekileri geçmezseniz vatanınız, işte böyle düşmanlar tarafından bombalanır. Hiç bir canlı yaşamayacak şekilde size bırakıp giderler. Çalışırsanız, bindiğiniz hızlı trenleri bile geçecek yeni vasıtalar yaparsınız. Gerisi sizin bileceğiniz iş... "Çocuklarımız bununla ikinci bir şok daha yaşarlar."
Bizimkiler sorarlar: "Peki, Türkiye için tespitiniz var mı?
Gözlemleriniz nelerdir?" Japonlar "Elbette var!" deyip anlatmaya başlarlar:
"Bir tanesi Çanakkale Savaşları'nın olduğu bölge. Bu bölüm gençlerinizin şok olması için yeter de artar bile. Bir metrekareye 6000 merminin düştüğü savaşta Türkler galip çıkıyor, olamayacağı olur hale getiriyorlar. Son teknolojiye ve donanıma meydan okuyarak inancın, azmin galip geldiğinin ispatını yapıyorlar. Üstelik karşılarında tek bir düşman değil, birleşik güçler var. Sizin tabirinizle yetmiş iki millet. Evet, metrekareye 6000 mermi! Şok etmek için yeter!"

ALINTIDIR.
DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN.


Evin telefonu sabaha karşı üç buçukta çaldı. Uyku sersemi adam telefonu açtı.

Telefondaki ses annesine aitti.

Telaşlandı, korktu başlarına bir şey mi gelmişti?

Annesi 'Nasılsın oğlum iyi misin?' diye sordu.

Oğlu şaşkın bir ifadeyle 'iyiyim anne hayırdır bir şey mi oldu siz iyi misiniz?' dedi.
Annesi 'Biz iyiyiz bir şeyimiz yok sadece sesini duymak istedim.' dedi.

Oğlu da 'Anne bunun için mi aradın saat sabahın üç buçuğu yarında konuşabilirdik.' diyince annesi de 'Rahatsız mı ettim oğlum?' dedi.
Oğlu 'Evet anne rahatsız ettin' diyince annesi
'30 sene önce sen de beni bu saate rahatsız etmiştin, doğum günün kutlu olsun.'
EĞER HALA SİZİNLEYSE, ŞİMDİ ONU HER ZAMANKİNDEN DAHA ÇOK SEVİN....

                                             UNUTULMAMAK DİLEĞİYLE...

ALINTIDIR.
GÜL YAPRAĞI

Uzakdoğu'da bir Budist tapınağı, bilgeliğin gizlerini aramak için gelenleri kabul ediyordu. Burada geçerli olan incelik; anlatmak istediklerini konuşmadan açıklayabilmekti. Bir gün tapınağın kapısına bir yabancı geldi. Yabancı kapıda öylece durdu ve bekledi. Burada sezgisel buluşmaya inanılıyordu, o yüzden kapıda herhangi bir tokmak, çan veya zil yoktu. Bir süre sonra kapı açıldı, içerdeki Budist, kapıda duran yabancıya baktı. Bir selamlaşmadan sonra söz'süz konuşmaları başladı. Gelen yabancı, tapınağa girmek ve burada kalmak istiyordu. Budist bir süre kayboldu, sonra elinde ağzına kadar suyla dolu bir kapla döndü ve bu kabı yabancıya uzattı. Bu, yeni bir arayıcıyı kabul edemeyecek kadar doluyuz demekti. Yabancı tapınağın bahçesine döndü, aldığı bir gül yaprağını kabın içindeki suyun üstüne bıraktı. Gül yaprağı suyun üstünde yüzüyordu ve su taşmamıştı. İçerideki Budist saygıyla eğildi ve kapıyı açarak yabancıyı içeriye aldı. Suyu taşırmayan bir gül yaprağına her zaman yer vardı.
ALINTIDIR.
İNCİTMEDEN SEVME SANATI

İncitmeyecek kadar uzak, üşümeyecek kadar da yakın olabilmek...
Eski zamanların dondurucu bir kışından bütün hayvanlar çok etkilenmiş, büyük kayıplar vermişler.

Ama en çok kayıp veren kirpilermiş.

Çünkü onların pek çok hayvan gibi kalın kürkleri yok, kendilerini sıcak tutması zor olan dikenleri var.

Bu durumdan en az zararla kurtulmak için kirpiler meclisi toplanmış, çözüm aramaya başlamış.
Tartışa tartışa, nihayet gece olunca tüm kirpilerin bir araya toplanmasına, birbirlerine yakın durarak geceyi geçirmelerine karar verilmiş.

Böylece kirpiler birbirlerinin vücut sıcaklığından yararlanacak, donmaktan kurtulacaklarmış.

İlk geceki deneyimlerinde bunun işe yaradığını görmüşler.
Ama başka bir problem çıkmış ortaya.

Üşüyen kirpiler birbirlerine fazla yaklaştıklarından yaralanmalar gerçekleşmiş.

Daha sonraki gece yaralanma korkusundan birbirlerinden uzak durmuşlar ama bu seferde donmalar meydana gelmiş.

Ne var ki, her gece kâh uzaklaşa kâh yakınlaşa, deneye yanıla birbirlerinin vücut sıcaklığından yararlanacak kadar yakın, ancak birbirlerini incitmeyecek kadar uzak durmayı öğrenmişler.
KISACA ;
Bizim de uzun dikenlerimiz var.
Bunlar hayata karşı filtrelerimiz.
Bazen faydalı, bazen de zararlı.
Çoğu zaman, kimseleri yaklaştırmıyoruz yanımıza.
Filtrelerimizden elemeden kimseleri sokmuyoruz özel dünyamıza.
Ne var ki, sıcaklık ancak yakınlaşmakla mümkün.
Birbirini incitmeyecek kadar uzak, hayatın soğuk zamanlarında üşümeyecek kadar da yakın olmayı öğrenmeliyiz.
ALINTIDIR.
SEVİYORUM TANRIM!

İnanç Tarihi dersimin öğrencilerinden biriydi Tommy. Uzun saçlı, değişik bir gençti. Sınıfta benimle en çok tartışan öğrenci oydu. Tanrı'ya kayıtsız şartsız inanmayı kabullenmiyordu. Mezun olurken bana imalı, imalı;

-"Günün birinde Tanrı'yı bulacağıma inanıyor musun hocam? " dedi.

-"Hayır" dedim, yavaşça.

-"Yaaa" dedi. "Oysa senin, bu derste Tanrı'yı pazarladığını sanıyordum hocam..." Kapıdan çıkıp gitmek üzereyken arkasından bağırdım:

-"Tanrı'yı bulabileceğini düşünmüyorum. Ama o seni mutlaka bulacak bir gün, eminim." Tommy, omuzunu silkip yürüdü... Mezuniyetten sonra izini kaybetmiştim ki, acı haberi kendisi getirdi bana... Ölümcül kansere yakalanmıştı. Odama girdiğinde; zayıflamış, çökmüştü... Kemoterapi, o uzun saçlarını dökmüştü... Ama gözleri hâlâ pırıl pırıldı...

-"Birkaç haftalık ömrüm kalmış hocam" dedi.

-"Sana bir şey sorabilir miyim?" dedim.

-"Tabii" dedi, "Ne öğrenmek istiyorsun?"

-"Sadece 24 yaşında olmak ve ölmekte olduğunu bilmek nasıl bir şey?"

-"Daha kötüsü olabilirdi... 50 yaşında olmak, kafayı çekmek, kadınlarla beraber olmak ve müthiş paralar kazanmayı, yaşamak, sanmak gibi..."

Sonra niye geldiğini anlattı... "Okulun son günü sana Tanrı'yı bulup bulamayacağımı sormuş; "Hayır." yanıtını alınca şaşırmıştım. Sonra, "Ama o seni bulur." dedin... İşte bunu çok düşündüm. Doktorlar ciğerimden parça alıp kötü huylu olduğunu söylediklerinde; Tanrı'yı aramayı ciddiye aldım birden... Habis ur, diğer hayati organlarıma yayılmaya başlayınca, sabahlara kadar dualar etmeye başladım... Hiç bir şey olmadı. Bir sabah uyandığımda; ilahi bir mesaj alma yolundaki umutsuz çabalarımdan vazgeçiverdim aniden. Ömrümün geri kalan vaktini; Tanrı, ölümden sonra hayat falan gibi şeylerle geçirmeyecektim. Daha önemli şeyler yapma kararı aldım. O zaman gene seni düşündüm... "En büyük mutsuzluk, sevgisiz bir hayat sürmektir, bundan daha kötüsü de bu dünyadan, sevdiklerine "Seni seviyorum" diyemeden gitmektir" demiştin...Son günlerimi bu eksiği gidermekle harcayacaktım işte...

En zorundan başladım... Babamdan..."
Oğlu yanına geldiğinde; babası, gazete okuyormuş.

-"Baba, seninle konuşmam lazım." demiş Tommy.

-"Peki, konuş oğlum."

-"Yani, çok önemli bir şey..."

Babası, gazeteyi 10 santim indirmiş o zaman aşağı;
- "Neymiş o bakalım?"

-"Baba, seni seviyorum. Bunu bilmeni istedim." Tommy, gülümsedi, arkasını anlatırken... Babasının elinden yere düşmüş gazete... Hayatında hiç yapmadığı iki şeyi yapmış. Tommy'ye sarılmış ve ağlamış... Sabaha kadar konuşmuşlar. Babası, ertesi sabah işe gitmek zorunda olduğu halde...

"Annem ve kardeşimle daha kolay oldu" diye devam etti Tommy... "Onlar da bana sarılıp ağladılar. Yıllardır bana söylemedikleri, söyleyemedikleri şeyleri anlattılar. Bütün bunları yapmak için bu kadar geç kalmış olmama üzüldüm sadece... Ölümün gölgesi üzerime düşünce; kalbimi açıyordum, bana, aslında çok daha yakın olması gereken insanlara..." Nefes aldı Tommy..." Bir gün baktım, Tanrı, orada... Hemen yanıbaşımda duruyor... Ona yalvardığım zaman, bana gelmemişti. Onun kendi programı vardı, kendi bildiği gibi yapıyordu. Gerçek olan şu ki, haklıydın... Ben, onu aramaktan vazgeçtiğim halde, gelip, beni bulmuştu."

- "Tommy" dedim. "Sandığından çok önemli şeyler söylüyorsun, tüm insanlığa... Sen, Tanrı'yı bulmanın en emin yolunu anlatıyorsun. Onu, sadece kendine ayırmak, sadece ihtiyaç duyunca aramak işe yaramaz... Ama hayatını sevgiye açarsan o, gelir seni bulur. Bunu anlatıyorsun farkında mısın?" Devam ettim; "Tommy, bana bir iyilik yapar mısın, bunları gelip sınıfımda da anlatabilir misin?" Bir gün tespit ettik. Ama Tommy gelemedi o gün... Ölümle hayatı sona ermemişti tabii... Şekil değiştirmiş, büyük bir adım atmıştı sadece... İnanmaktan, görmeye geçmişti... Ölümünden önce son bir defa konuşmuştuk.
-"Söz verdiğim derse gelemeyeceğim, halsiz ve bitkinim hocam" demişti.
-"Anlıyorum Tommy !"
-"Benim yerime onlara sen anlatır mısın hocam, sen anlatır mısın?

Herkese, bütün dünyaya, benim için anlatır mısın?"

-"Anlatırım Tommy" dedim. "Anlatırım, merak etme!"

İnsanlara; "Seni seviyorum" demek için, ölümü beklemenize gerek yok, şimdi, hemen şimdi başlayabilirsiniz...Başlayın ki, hayatınız güzelleşsin, zenginleşsin.. Hem, şimdi başlamazsanız, .......
ALINTIDIR.
MUCİZE....
Sally, küçük kardeşi George hakkında anne ve babasının konuşmalarını duyduğu zaman yalnızca sekiz yaşındaydı. Kardeşi çok hastaydı ve onu kurtarabilmek için ellerinden gelen her şeyi yapmışlardı.

George'nin yalnızca çok pahalıya mal olacak bir ameliyatla kurtulma şansı vardı fakat bunun için yeterli paraları yoktu. Babasının, umutsuz bir biçimde annesine şöyle fısıldadığını duymuştu Sally: "Yalnızca bir mucize onu kurtarabilir." Bu sözleri duyar duymaz, usulca kendi odasına yürüdü Sally. Domuz biçimindeki kumbarasını gizlediği yerden çıkartarak içindeki paraları yavaşça yere dökerek saymaya başladı. Yanılgıya düşmemek için tam üç kez saydı kumbaradan çıkardığı bozuk paraları. Sonra hepsini cebine koyarak aceleyle evden çıkıp, köşedeki eczaneye gitti.

Eczacının dikkatini çekebilmek için büyük bir sabırla bekledi. Eczacı çok yoğundu ve bir adama ilaçlarını nasıl kullanacağını anlatıyordu. Bu yoğun çalışmanın arasında sekiz yaşındaki bir çocukla ilgilenmeye hiç niyeti yoktu ama Sally'nin beklediğini görünce "Evet, ne istiyorsun söyle bakalım." dedi. "Biraz acele et, gördüğün gibi beyefendiyle ilgileniyorum." diyerek yanındaki şık giyimli adamı gösterdi. Sally "Kardeşim" dedi. Sessizce yutkunduktan sonra devam etti: "Kardeşim çok hasta, bir mucize almak istiyorum." Eczacı Sally'e bakarak: "Anlayamadım." dedi. "Şeyy, babam 'Onu ancak bir mucize kurtarabilir.' dedi, bir mucize kaç paradır, bayım?" Eczacı Sally'e sevgi ve acımayla baktı bu kez: "Üzgünüm küçük kız, biz burada mucize satmıyoruz, sana yardımcı olamayacağım." dedi.

Sally o kadar kolay vazgeçmek istemedi. Eczacının gözlerinin içine bakarak "Karşılığını ödemek için param var benim, bana yalnızca fiyatını söylemeniz yeterli." dedi. Bu arada Sally ve eczacının yanında bekleyen iyi giyimli bey Sally'e dönerek "Ne tür bir mucize gerekiyor kardeşin için küçük hanım?" diye sordu."Bilmiyorum." dedi Sally. Sonra gözlerinden aşağı süzülen yaşlara aldırmaksızın devam etti: "Tek bildiğim, o çok hasta ve annem ameliyat olmazsa kurtulamayacağını söyledi ailemin de ameliyat için ödeyebilecekleri paraları yok. Ama babam "Onu ancak bir mucize kurtarabilir" deyince ben de paramı alıp buraya geldim." "Peki, ne kadar paran var?" diye sordu iyi giyimli adam. " Bir dolar ve on bir sent." dedi Sally. "Ve dünyadaki tüm param bu!" "Bu iyi bir şans, küçük kardeşini kurtarmak için gerekli olan mucize için yeterli bu para." dedi, iyi giyimli adam.

Adam bir eline parayı aldı, öteki eliyle de Sally'nin elini tutarak "Beni yaşadığın yere götürür müsün lütfen?" diye sordu. "Küçük kardeşini ve aileni tanımak istiyorum." dedi. İyi giyimli adam Dr. Carlton Armstrong'du ve George için gerekli olan ameliyatı yapabilecek tanınmış bir cerrahtı. Ameliyat başarıyla sonuçlanmış ve aile hiçbir ödeme yapmamıştı. Hep birlikte mutluluk içinde evlerine döndükleri zaman hâlâ yaşadıkları olayların etkisinden kurtulamamışlardı. Anne:"Hâlâ inanamıyorum. Bu ameliyat bir mucize! Doğrusu maliyeti ne kadardır merak ediyorum." dedi. Sally kendi kendine gülümsedi. O bir mucizenin kaça mal olduğunu çok iyi biliyordu. Tam tamına bir dolar ve on bir sent!
ALINTIDIR.

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder