Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

3 Nisan 2012 Salı

DERS ALINACAK HİKAYELER

ELLİ TL'NİN HİKAYESİ
İyi bilinen bir konuşmacı seminerine 50 TL'lik bir banknotu göstererek başladı. 200 kişinin bulunduğu odaya, "Bu parayı kim ister?" diye sordu ve eller kalkmaya başladı.

Konuşmacı, "Bu parayı sizlerden birine vereceğim fakat; öncelikle bazı şeyler yapacağım!" dedi. Parayı önce buruşturdu ve dinleyicilere, "Hala bu parayı isteyen varmı?" diye sordu. Eller yine havadaydı. Bu sefer konuşmacı "Peki, bunu yaparsam?" dedi ve 50 TL'yi yere attı. Üstüne bastı, ezdi, kirletti. Ve para şimdi pis ve buruşuktu. Fakat eller yine havadaydı ve o parayı herkes istiyordu.

Konuşmacı şöyle dedi: "Arkadaşlar! Şimdi çok önemli bir şey öğrendiniz. Paraya ne yaptıysam hiç önemli değil, onu yine de istiyorsunuz. Çünkü yaptığım şeyler onun değerini düşürmedi. O yine 50 TL.

Hayatta verdiğimiz kararlar veya hayat şartları yüzünden çoğu defa hırpalanırız, canımız acıtılır, yerden yere vuruluruz, kendimizi kötü hissederiz ama hiçbir zaman değerimizi kaybetmeyiz. Temiz ya da pis, hırpalanmış ya da kırılmış bunların hiçbiri önemli değildir. Seni sevenler ve iyi tanıyanlar ve sevilmeye layık olduğunu bilenler senin ne kadar değerli olduğunu takdir edeceklerdir. Hayatımızın değeri ne yaptığımız veya kimi tanıdığımızla değil, kim olduğumuzla alakalıdır. Sen mükemmel yaratılmışsın bunu asla unutma! Her zaman elinde olanları düşün şükret, olmayanları düşünüp kendi kendine kahretme!"
                                                                                  ALINTIDIR.
SEN KİMSİN?
Bir zaman büyük bir dağda kartallar yuva yapmışlar. Bir kartal da dört yumurtasıyla bu dağda yaşıyormuş.
Bir gün deprem olmuş ve yumurtalarından biri dağdan yuvarlana yuvarlana vadideki çiftliğe kadar düşmüş bu çiftlik tavuk çiftliğiymiş.
Çiftlikteki tavuklar bu değişik ve normalden büyük yumurtayı sahiplenmeye karar vermişler. Yaşlı bir tavuk bu yumurtanın içinden çıkacak yavruyu koruması altına almış.
Bir gün küçük kartal doğmuş. Çevresinde tavukları görmüş ve kendini bir tavuk zannetmiş. Bütün tavuklar da ona bir tavuk gibi davranmışlar. Ailesini de çok seviyormuş. İçinden bazen "Ben kimim?" sorusu geçiyormuş. Ama o bir tavukmuş. Bunu böyle bilmeliymiş. Bir gün çiftlikte oyun oynarken yukarı baktığında bir grup kartalın özgürce uçtuğunu görmüş. "Aman Allahım ne kadar güzel uçuyorlar! Ben de onlar gibi uçmayı çok isterdim!" demiş. Tavuklar bu düşünceye hep birlikte gülmüşler. "Sen bir tavuksun ve tavuklar uçamaz!" demişler.
Küçük kartal artık daha sık gökyüzüne bakıyor ve uçan kartallar gibi uçmak, özgür olmak istiyormuş. Ne zaman bu düşüncesinden arkadaşlarına, ailesine bahsetse; hep şu cevabı alıyormuş: "Sen bir tavuksun. Bırak bu hayalleri!"
Zamanla küçük kartal da bu düşünceyi kabul etmiş. Hayal kurmaktan vazgeçmiş ve hayatını bir tavuk olarak yaşamaya karar vermiş. Ve hayatının sonu geldiğinde de bir tavuk (!) olarak ölmüş.
Ne olduğunu düşünürsen, o olursun. Eğer hayatınızın herhangi bir zamanında kartal olma hayalini kurarsanız, hayallerinizi takip edin, tavukların sözlerini değil. Çünkü siz bir kartalsınız belki.
ALINTIDIR.
BİR'İN YANINDAKİ SIFIRLAR
Hoca sınıfa girmiş, derse başlamış. Kimse takmıyor. Müthiş bir uğultu var sınıfta! Bir süre ayakta durmuş, sonra tahtaya kocaman bir "1" rakamı çizmiş.
"Bakın!" demiş, "Bu kişiliktir, şahsiyettir, karakterdir. Hayatta sahip olabileceğiniz en değerli şey!"
Sonra yanına bir "0" koymuş, "Bu başarıdır." demiş; "Başarılı bir kişilik 1'i 10 yapar."
Sonra yanına bir "0" daha koymuş, "Bu tecrübedir." demiş; "10'ken 100 olursunuz."
Ve hoca sıfırları ekleyerek uzatmış: "Yetenek, sevgi çalışkanlık..." derken, eline silgiyi alıp bütün sıfırların önünde duran "1"i silivermiş. Sert bir ifadeyle sınıfa dönüp demişki:
"Görüyorsunuz, kişiliğiniz, şahsiyetiniz, karakteriniz yoksa, öbürleri hiçtir."
ALINTIDIR.
ŞEFKAT
Kuzey kutbunun sevimli hayvanları olan penguenler, her yıl Mart ayı sonlarında üreme yerlerine gelirler. Dişi penguen tek bir yumurta yumurtlar ve rızık aramaya gider. Bundan sonra baba penguen, Allah'ın verdiği şefkat şevki ve lezzetiyle Temmuz ortasına kadar süren -300 C'ye varan soğuklarda ve hızı 120 km/saati bulan rüzgarlarda hiçbir şey yemeden o yumurtaya sahip çıkar onu himaye eder. Bu 4 aylık sürenin sonunda erkek penguen açlıktan ağırlığının yarısını kaybeder. Dişinin geri dönmesinden sonra yavrulara nöbetleşe bakarlar.
 ALINTIDIR.
SEVGİNİN SÖZÜNÜ EDENLERLE, SEVGİYİ YAŞAYANLAR ARASINDAKİ FARK

Bir gün sormuşlar Ermişlerden birine: "Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?"
Bakın göstereyim demiş, Ermiş.
Önce sevgiyi dilden gönüle indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış.

Hepsi oturmuşlar yerlerine. Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasından da derviş kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar. "Ermiş bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz" diye bir de şart koymuş. Peki demişler ve içmeye teşebbüs etmişler. Fakat o da ne? Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına. En sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan.
Bunun üzerine şimdi demiş Ermiş, sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım yemeğe. Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen ışıklı insanlar gelmiş oturmuş sofraya bu defa. "Buyurun" deyince, her biri uzun boylu kaşığını çorbaya daldırıp, sonra karşısındaki kardeşine uzatarak içirmiş.

Böylece her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlar sofradan. İşte demiş Ermiş, "Kim ki gerçek sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse, o aç kalacaktır. Ve kim kardeşini düşünür de doyurursa o da kardeşi tarafından doyurulacaktır şüphesiz ve şunu da unutmayın, gerçek pazarında alan değil, veren kazançtadır daima."
ALINTIDIR.
BİR SİMİT PARASI İLE CENNET'E TALİP OLMAK!...
Günün son dersinin sonuna gelinmişti. Öğrenciler çıkmak için sabırsızlanıyordu. Defter ve kitaplarını çantalarına koydular. Zil çalar çalmaz, dışarı çıkmak için hazırdılar. Yalnız, Ali hazırlanmamıştı. Gecikmek için de elinden geleni yapıyordu. Nihayet zil çaldı. Öğrenciler bir anda kapıya yöneldi. Ali, yerinden kalkmadı. Ağır ağır eşyasını topladı. Bir yandan göz ucuyla öğretmenine bakıyor, bir yandan da arkadaşlarının gitmesini bekliyordu.

Öğretmeni, onun bu halini fark etti:

- Hayrola Ali, dedi. Eve gitmeyecek misin?

Ali, son arkadaşının da çıktığını görünce cevap verdi:

- Sizinle konuşmak istiyordum öğretmenim.

- Peki, dedi öğretmeni. Ne söyleyeceksin bakalım?

- Ahmet arkadaşımız var ya...

- Evet, ne olmuş Ahmet'e?

- Durumları pek iyi değil galiba. Annesi, beslenme çantasına pek iyi şeyler koymuyor.

- Eee?

- Ona yardım etmek istiyorum. Ama benim yardım ettiğimi bilirse üzülür. Günde bir simit parası biriktirip her hafta size versem, siz de ona verseniz?

Cebinden bir avuç bozuk para çıkarıp öğretmenin masasının üzerine koydu. Nurhan Öğretmen, paraya dokunmadı. Sandalyesine oturup düşündü. Ali hakkındaki bilgilerini yokladı. Bildiği kadarıyla ailesinin durumu pekiyi değildi. Bu çalışkan ve sevimli öğrencisi, ne kadar da iyi niyetli ve düşünceliydi. Zengin bir ailenin çocuğu değildi. Buna rağmen yardım etmek istiyordu. Üstelik yardım ettiğinin bilinmesini istemiyordu.

Nurhan Öğretmen: - Dur bakalım Ali, dedi. Bildiğim kadarıyla sizin de maddî durumunuz pekiyi değil. Yanlış mı biliyorum?

- Doğru biliyorsunuz öğretmenim. Babam gündelikçi. Çoğu zaman iş bulamıyor. Ama ben de çalışıyor, para kazanıyorum.

- Nerede çalışıyorsun?

- Simit satıyorum.

Nurhan Öğretmen yine durup düşündü. İyiliğin bu kadarına ne demeliydi şimdi? Bunun gerçekleşmesi zordu. Onu, bundan vazgeçirmek için bir çare bulmalıydı. Bunu yaparken, sevimli öğrencisini de kırmamalıydı. Onunla biraz daha konuşursa, belki bir yolunu bulurdu.

Nurhan Öğretmen, Ali'ye döndü: - Büyüyünce ne olmak istiyorsun, diye sordu.

- Çok zengin bir işadamı...

- Niçin?

- İnsanlara daha çok yardım etmek için...

- Güzel, dedi Nurhan Öğretmen. Bak şimdi Ali, Ahmet'in ailesinin durumu pekiyi değil, bu doğru. Ama sizinki de bundan pek farklı değil. İstersen acele etme. Çok zengin olduğun zaman insanlara yardım edersin. Olmaz mı?

- Olmaz, dedi Ali. Şimdi yapmalıyım.

- Neden olmaz?

- Üç sebepten dolayı olmaz.

Birincisi: Bu para zaten benim değil. İyilik ettiğim için Allah, beni insanlara sevimli gösteriyor. İnsanlar da bundan etkileniyor, daha çok simit alıyorlar. Bu sayede gün boyu çalışanlardan bile fazla simit satıyorum. Hele mahallede Hasan Amca var, her gün iki simit alıp güvercinlere veriyor.

İkincisi: 'Ağaç yaş iken eğilir.' deniliyor. Şimdiden iyilik yapmayı öğrenmezsem büyüdüğümde hiç yapamam. Şimdiden iyilik yapmayıp bunu zenginlik günlerime ertelersem, zengin olduğum günlerde de daha zengin olduğum günlere erteler kendimi kandırmış olurum.

Üçüncüsü ise daha önemli: Büyüdüğüm zaman çok zengin bir işadamı olmak istiyorum. Zamanında yatırım yapmayanlar büyük işadamı olamazlar. Nurhan Öğretmen, karşısında büyük biri varmış gibi dinliyordu:

- Bu sonuncusunu pek iyi anlayamadım, dedi.

- Açıklayayım öğretmenim, dedi Ali. Şimdi, çok zengin olmadığım için, ancak günde bir simit parası kadar yardım edebiliyorum. Bundan fazlasını veremem. Allah, Cennet'i gücü kadar iyilik edene veriyor. Şimdi gücüm bu olduğuna göre, Cennet'in fiyatı birkaç simit parası kadardır. Eğer zengin olmadan ölürsem birkaç simit parasıyla Cennet'e girebilirim. Bundan daha kârlı bir yatırım olur mu?

Nurhan Öğretmen'in gözleri dolmuştu. Başını 'Evet' anlamında sallarken Ali'yi evine yolladı. Sınıfa geri dönerken okulun boşaldığını fark etti. Eşyalarını toplamak için masasına döndüğünde Ali'nin bıraktığı paraların masa üstünde kaldığını fark etti. Sandalyesine gayri ihtiyari oturdu ve paraları eline aldı. Hiçbir para ona bu kadar kıymetli gelmemişti. Sanki elinde dünyanın en kıymetli incilerini, yakutlarını, elmaslarını tutuyordu. Hatta bu paralar onlardan bile kıymetliydi. Bu paralar, bu bozuk SİMİT paraları, Cenneti satın alabilecek paralardı. Sanki hiç bırakmak istemeyen bir duygu ile sımsıkı kavradı bu bozuk simit paralarını. Oturduğu yerden kalkamadı Nurhan Öğretmen. İçinin dolduğunu, tarif edilemeyen duygulara boğulduğunu hissetti. Birden boşalan sağanak yağmurlar gibi ağlamaya başladı. Ağladı... Ağladı... Ağladı. Kendine geldiğinde akşam olmuştu. Yavaş adımlarla sınıftan çıkıp okuldan ayrılırken bekçi Sadık 'Bozuk Simit paraları ile cenneti satın almak, Bozuk Simit paraları ile cenneti satın almak'diye Nurhan öğretmenin sayıkladığını duydu.

Bekçinin hayretler içinde, " Ne dediniz hocam? " demesini bile duymayan Nurhan öğretmen, bekçinin şaşkın bakışları altında akşamın alaca karanlığına karışıvermişti.

Hikayeyi beğenmişseniz ve Ali'den utanmışsanız, maddi durumunuz iyi değilse bile, iki tane ekmek alıp bölgenizdeki bir fakirin kapısına bırakın. Bir okul önünde biraz bekleyip yırtık ayakkabısı olan bir çocuğa ayakkabı alın. Maddî ihtiyacı olan bir akrabanıza yardım edin. Yeter ki boş durmayın! Ekmeği paylaşmak ekmekten daha lezzetlidir.

ALINTIDIR.

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder